New York, Manhattan’da kapılarını açan casusluk müzesi Spyscape, ziyaretçilerinin iyi birer ajan olup olamayacağını test ediyor. Casusluğun tarihine odaklanan interaktif müze, ziyaretçilerini adeta bir Jason Bourne filminin içine sürüklüyor.

David Adjaye’nin imzasının bulunduğu müzede 5.500 metrekarelik bir alana yayılıyor. Yedi farklı temanın bulunduğu bölümlerden oluşan Spyscape, istihbarat, izleme, şifreleme ve hackleme gibi başlıklar üzerine deneyim alanlarına da sahip. Ziyaretçiler geldiğinde önce tur hakkında kısa bir bilgilendirme yapılıyor, ardından hiç bilmedikleri bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayarak deneyim alanlarında casusçuluk oynuyorlar.

Müzeyi ziyaret edenler kod kırmayı deneyimleyip yalan makinesi testinden geçmeye çalışıyor. Yüz tanıma sistemini test edip lazerli alarm sistemiyle sıkı sıkı korunan bir koridordan geçmek de ziyaretçilerin vermesi gereken mücadelelerden bazıları. Her bir mücadele esnasında ziyaretçinin bileğindeki bileklik gösterilen performansı takip ediyor ve casusluk profilini çıkarmaya çalışıyor. Bu profille gelenlerin kabiliyeti ölçülüp risk alma, stresle başa çıkma seviyesi ortaya konuyor.


İngiliz istihbaratı için eğitim hizmeti veren eski bir yöneticiye danışılarak oluşturulan casusluk müzesi sadece yüksek adrenalinli oyunlardan oluşmuyor elbette. Espiyonajın tarihine göz atan sergi, Alan Turing’den Edward Snowden’a kadar uzanan bir döneme ışık tutuyor. Sergideki tur, 1.000’den fazla casusluk kitabının yer aldığı bir kitaplıkta ve casuslukla alakalı enteresan teknolojik cihazların satıldığı bir hediyelik eşya dükkanında son buluyor. Bir günlüğüne ajan olmak strese sebep olduysa, günün sonunda bir kadeh Martini’yle rahatlamak mümkün. Elbette “çalkalanmış, karıştırılmamış” olmak kaydıyla!