Serhat Hikmet tane tane anlatıyor.

Amerikalılar meğer, mayısı mastürbasyon ayı olarak kutluyormuş. Bir ay boyunca şenlikler menlikler. İlginç insanlar şu Amerikalılar. Tahsilimi bitirdikten sonra bir yıl Dallas’ta yaşadım, Amerikan âdetlerini iyi bilirim. Hem çok muhafazakar hem de bazı konularda sapıtmaya aşırı meyillidirler. Eh, biz de biraz öyle değil miyiz?

SERHAT HİKMET

Bazı cumalar, iş edinip vapura biniyor, Tünel’den yokuş yukarı çıkıp nasılsa birilerine rastlarım diye Galatasaray’a kadar dükkan vitrinlerine baka baka yürüyorum. Geçen cuma, baktım bizim Doktor Tâlât, hiç tanımadığım kalın enseli, koca göbekli iki herif, bir küçük ve az da nevale ile pasajdaki sakız örtülü masalardan birine kurulmuş.

Hemen gidip takılayım, “Kerli ferli üç adam masaya bir küçük sipariş etmeye utanmıyor musunuz?” deyip dalgamı geçeyim istedim. Ben meyhane işletsem çünkü ve cânım meyhaneme de böyle işkembeli üç adam gelip bir küçük sipariş etse, “Tüh sizin kalıbınıza” diye kovalarım. Vallahi de yaparım, billahi de yaparım.

Neyse, Doktor Tâlât daha beni uzaktan seçer seçmez ayağa kalkıp, kıymetli dostumlar, nerelerdesin monşerlerle kolumdan tuttuğu gibi karşısına oturttu. Yan masadan bir temiz bardak kapıp, kendimce pek kıymetli esprimi yapmama da izin vermeden, küçükten kalan son dubleyi önüme koydu.

Asabım bozuldu. Daha ne var ne yoklar başlamadan, hanımlar çocuklar sorulmadan, “Şu şişeyi alsınlar” deyiverdim. Şişman garson gelip de boşalan küçüğü alana kadar, eskaza bir tanıdık geçer, masada dört adamı bir küçükle görür de utancımdan yerin dibine girerim diye de ödüm koptu. Neyse ki pasajda o saatte, uyuklayan garsonlarla hakikaten uyuyan kedilerden başka kimse yoktu.

Fakat umduğumun aksine Doktor Tâlât, hiç uzatmayıp, küt diye girdi söze. “Yahu” dedi, “Ne olmuş sana böyle?” Uzamaya bıraktığım sakalımı beğendi, onu diyecek herhalde diye düşünüp “Ne olmuş?” dedim, “Suratın kireç gibi be adam” dedi. Çatalına taktığı levrek marineyi yutmadan önce şöyle bir gösterip, ham hum sesler arasında “Bak bu bile senden pembe” dedi.

“Allah Allah, çattık” diye düşündüm. Böyle insanlardan oldum olası hazzetmem. Azcık kilo verip şişinsen, onlar hemen müthiş şişmanladığından, perhizine dikkat etmen gerektiğinden filan söz ederler. Kilo verdim dersin dinlemezler. Bu da böyle. “Olur mu yahu, her sabah pancar suyu sıkıp içiyorum” desem, ki sıkıyorum, pancar olmaz domates diye hiddetlenir, illa ki kendi bildiklerini nasihat eder dururlar.

Bildiğimden, “Öyle mi?” deyip rakımdan bir koca yudum aldım. “Öyle valla” dedi. “Ee, ne yapayım söyle, doktor sensin” deyince de yüzüme uzun uzun bakıp, “Sen hiç mastürbasyon yapmıyorsun değil mi?” dedi.

Neuzübillaaaah!

“Nereden çıktı bu bahis Tâlât Bey?” dedim. “Nereden çıktısı var mı Serhat? Mastürbasyon yapmayan adamın yüzüne kan gitmez” dedi. “Evli barklı adamım, ne mastürbasyonu Allah aşkına” deyip yanımda oturan adamı göz ucuyla süzdüm. Tâlât’ın hastaneden doktor arkadaşları olan ve hiç anlamadığım bir mevzuda ateşli bir bahse tutuşmuş olan bu adamlar, neyse ki bizi duymamışlardı.

Haftada kaç mastürbasyon?
“Bak” dedi, liseden yatakhane arkadaşım Doktor Tâlât, “Ben sana kahve sever misin? diye soruyorum, sen ekmek yiyorum ya” diyorsun. Karınla sevişmen ayrı, kendi başına takılman ayrı. Ben, bir hekim olarak sana haftada üç mastürbasyon öneriyorum.”

Şaşkınlık içinde, “Üç mü?” dedim. “Beş de olur” dedi.

Yıllardır bırakın mastürbasyon yapmayı, mastürbasyon hakkında düşünmemiş olan ben, hem mevzunun hem de öğlen rakısının tesiriyle azcık sersemleyince izin isteyip vakitlice kalktım.

Ayrılırken Doktor Tâlât, “Bak unutma” dedi, “Haftada en az üç. Bir sonraki görüşmemizde yanaklarını al al görmezsem seni hastaneye yatırırım.”

“Tamam tamam” dedim, “Nazan’a selam.”

İstiklal Caddesi’nde “Bütün bu adamlar haftada kaç kez mastürbasyon yapıyor acaba? Peki ya kadınlar? Kadınlar da yapıyor pekâlâ, öyle değil mi? Yapmayan bir tek ben miyim? Mastürbasyon ergen işi değil mi? Ellerini yıkasalar bari…” diye düşüne düşüne yürürken, aklıma Doktor Tâlât’ın pancar suratı geldi. “Pis herif” dedim içimden. “Sen sanki suratını mastürbasyonla pembeleştiriyorsun, basbayağı rakı kırmızısı.”

Eve gelince ilk iş oğlanın tabletini bulmak oldu. Affedersiniz, yalan olmasın, ilk iş daha ben apartman kapısından girerken miyavlamaya başlayan, daire kapısına ulaştığımda ise patilerini kapıya dayayıp kaymak ve doğrulup tekrar dayamak suretiyle küçük çaplı bir sinir krizi geçiren Mantı’nın haşlanmış tavuğunu vermek oldu.

Efendim, Mantı’nın kim olduğunu anlamışsınızdır diye tahmin ediyorum. Mantı bizim kedimiz. Kendisi 14 yaşında, olağanüstü güzel suratlı, şaşı gözlü, şişmanca bir kız. “Adı neden Mantı?” diye soracaksınız. Çünkü bunu herkes sorar. Üstelik Mantı gözünün önünde yatmış uyur ya da içeri giren bir karasineği şaşkın bakışlarla takip ederken görse bile düşünemez. “Niye olacak?” derim ben de kim bilir kaçıncı kez. “Sizce de, tepesi turuncu bu beyaz kedi, üzerine iki kaşık tereyağı dökülmüş koca bir tabak mantıyı andırmıyor mu?” “Vallahi de öyle” deyip kahkaha atar bunu duyan herkes ve camın önüne uzanmış dışarıyı izleyen Mantı’ya dönüp, benim her seferinde ilk kez duyuyormuşçasına gülmem gerektiğine inandığım o espriyi yapar: Mantı Hanım, gel pisi pisi, gel de yiyeyim seni.

Mantı’nın işini gördükten sonra, oğlanın salon masasının üzerinde duran tabletini alıp açtım. Açtım dediysem, öyle söylemesi kadar kolay olmadı.

Taylan öğretti öğretmesine, “Bak baba” dedi. “Düğmesi burada. Açıyorsun. Buraya dokunuyorsun, internete giriyorsun. Kaç kere gösterdim. Bu kadar basit.”

Bu kadar basitmiş. Eşek sıpası. Ben sana bisiklete binmeyi öğretirken öyle mi dedim? Sen iki kulaç atacak cesareti toplamaya çalışıp tir tir titrerken ben sana “Bak bu kadar basit” deyip cumburlop suya atlayıp gittim mi? Bakmakla öğrenilseydi kediler kasap olurdu.

Neyse, Taylan’ın gösterdiği gibi yapınca oldu, açıldı internet. Ben de yazdım heyecanla: Mastrübasyon. Hemen uyarı çıktı: Bunu mu demek istediniz? Mastürbasyon. “Evet evet” dedim, “Onu.”

Siz siz olun, mastürbasyon yapmak için sakın ha internete mastürbasyon yazmayın. Karşınıza sayfalar dolusu manasız bilgi ve Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanmış iştah kapatan tanımlar çıkacak. Alayı soğuk patates. Ama ne yapalım, şaşkın ördek göle neresiyle dalar bilirsiniz.

Aman biri gelmeden kapatayım şu aleti diye ödüm kopa kopa okurken ilginç bir şeye denk geldim fakat.

Amerikalılar meğer, mayısı mastürbasyon ayı olarak kutluyormuş. Bir ay boyunca şenlikler menlikler. İlginç insanlar şu Amerikalılar. Tahsilimi bitirdikten sonra bir yıl Dallas’ta yaşadım, Amerikan âdetlerini iyi bilirim. Hem çok muhafazakar hem de bazı konularda sapıtmaya aşırı meyillidirler. Eh, biz de biraz öyle değil miyiz?

Mevzuyu enine boyuna anlamama vakit olmadan kapı açıldı, elinde poşetlerle Ayla girdi. Ne yapacağımı bilemeden, aleti ters çevirip sehpaya bıraktım.

Ayla salonun kapısından kafasını uzatıp, “N’aber hayatım?” dediğinde, üçlü koltukta öylece oturmuş, o kadar hiçbir şey yapmıyordum ki, keşke elime bir dergi alacak vakit kalsaydı diye düşündüm.

“Hoş geldin” dedim. İ’yi azcık uzattım. Ayla kaşlarını çatıp yüzüme baktı ve şaşkın şakın “Ne oldu sana böyle?” dedi.

Hasbinallah dedim içimden. Bu sefer A’yı epey bir uzattım.
“Ne olmuş?” diye sordum, az bıkkın bir ses tonuyla.
“Betin benzin atmış Serhatçım, rengin sapsarı” dedi.
“Yok canım” dedim, “Sahiden mi?”
“Hasta mısın?” diye sordu.
“Yoo, turp gibiyim” dedim.
“Peki” dedi gözlerini devirerek. Devirmeden hemen önce de, göz ucuyla sehpadaki tablete baktı sanki.
O an hissettim ama, rengim sahiden attı. Kesin birkaç ton açıldım, artık kirece yakındım.

Alacağın olsun Doktor Tâlât. Verdiğin tavsiye sayesinde artık değil o çatalın ucunda titrettiğin levrek marineden, şu Mantı Hanım’dan daha beyazım.

Fesuphanallah!

A’sı uzun yalnız, çok çok uzun.