Son olarak Yalan Dünya dizisinde devleşen Gonca Vuslateri, dokuz yaşından bu yana oyunculuğun eğitimini alıyor. Şimdilerde kendisine teklif edilen yeni işlerin, tahmininin dışında ve çeşit çeşit olmasını ise şöyle açıklıyor: “İnsanların performansıma teklif getirmeleri beni çok onore ediyor. Bu işin meyvesi o herhalde ve ben de şu an onu yiyorum.”
DRİTA DRAZ – dritadraz@gmail.com

 

Gonca Vuslateri hayatımıza nereden girdi bilmiyorum ama iyi ki girdi. Türkiye standartlarını alt üst eden oyunculuk yeteneği, “küçük dev kadın” diye nitelendirebileceğimiz sevebilme potansiyeliyle böyle bir karaktere ihtiyacımız vardı. Sanki onu tanımlayabileceğim cümlelerden haberi varmış gibi, sohbetin bir kısmında, “Hayatımın soundtrack’i Sezen Aksu’dan Küçüğüm olurdu. Çünkü hâlâ küçük kalmanın olasılıklarını anlattıkça büyümeye hiç söz düşmüyor” diyor, orada bir de dili kullanışına hayran kalıyorsunuz. Bazen iki mısralık bir şiir, koca romanın yapamadığını yapar ya; işte bu tanımı Gonca’nın üzerine bırakacak olsanız hiçbir ayarlama yapmanıza gerek kalmayacak kadar “cuk” oturacaktır ona.

2014 KAPALI HAVA GİBİYDİ
2015’e hemen girmek istedim. 2014 biraz panikli, yer yer depresif, adeta kapalı hava gibi geçti benim için. Ne bileyim, her anını anılarla doldurduğum bir yıl olamadı maalesef. Zaten nasıl geçti hiç de anlamadım; uyuyarak girmiştim yeni yıla, belki de ondandır!

YENİ HAYATIMDA ÇOK ÇALIŞMAK VAR

Gençliğin bittiği, ufak ufak orta yaşa ilerlediğim, haklı olarak daha kompleksli bir dönemdeyim. Mesela eskiden karakter ön plandaydı benim için, daha iyi bir insan olayım vs. Şimdi ise sadece çok çalışmaya, kıymetli işlerde yer almaya önem veriyorum. Birkaç yıldır bu manada kendimden sağlam verim alıyorum, çok çalışmanın olduğu bu yeni hayatı daha çok sevdim. Kafamın karışıklığını ya da hayatı değiştiremeyeceğimi anladım, dolayısıyla çalışmaya odaklanmak beni rahatlatıyor; olabildiğince çok karakter canlandırarak hayatı daha şeker hale getirmeye çalışıyorum.

YAZARLIKLA OYUNCULUK BENZİYOR
Düşünüyorum da bu çemberden ayrılan bir iş yapamazdım herhalde. Mesela ara ara senin mesleğine de yükseliyorum çünkü onda da devamlı hayatın içinde, gözlem halindesin. Yazarlığın da serüveni, seyahati, koşuşturmacası ve heyecanı var; oyunculuğu anımsatıyor bana.

TIM BURTON’LA TANIŞMA FİKRİ BENİ ÇOK HEYECANLANDIRIYOR
Mesleğimde olabildiğimce profesyonel olmayı, yeri geldiğinde de acımasız olmayı öğrenmeyi hayal ediyorum. Bu zamana kadar yaptığım işlerde hep “Ya bu kız çok yetenekli” dendi; idealimde, ne yaparsam yapayım, bu görüşü hiç yıkmamak var. İyi bir dram sinema filminde yer almak hayallerim arasında ilk sırada. Bir de madem hayallerden girdik, bari en söz konusu olan ve bana çok yakıştırılan şeyi söyleyeyim; Tim Burton’la tanışma fikri beni çok heyecanlandırıyor, neden olmasın…

ASİLİK BANA YAKIŞIYOR
Gotik tarzı çok seviyorum. Bu anlamda en beğendiğim yer Hırvatistan, oraya gittiğimde alışverişte adeta kendimi kaybetmiştim. Modada Hakan Öztürk, Hakan Akkaya, Ezra&Tuba, Özlem Kaya, Tuvana Büyükçınar, Özlem Süer’e tek kelimeyle hastayım. Asilik bana yakıştığı için biraz oradan yırtıyorum sanırım yoksa bakma, kendimle ilgili çok şey denemek istiyorum!

KÜTÜPHANEMİ KARIŞTIRMASINLAR!
Evime gelen insanın kütüphanemi karıştırmasına sinir olurum. Ben onları kendimce düzenliyorum, numaralandırıyorum, notlar alıyorum; dolayısıyla karışmaları hiç hoşuma gitmiyor. Sen bana hangisine bakmak istediğini söyle, ben sana çıkarıp vereyim, neden karıştırıyorsun ki… Bir de her yurtdışı seyahatimde mutlaka o ülkenin dilinde bir masal kitabı alırım kendime, kitaplar benim için çok önemlidir.

 

Fotoğraf: Deniz ÖZgün
Styling: Hakan Öztürk
Röportaj: Drita Draz
Makyaj: Hamiyet Akpınar
Saç: Burhan Çılgın/No 21 İstanbul
Mekan: Villa Denise Hotel, Arnavutköy

 

[Not a valid template]

SAMİMİYET HENDEK’TEN
Çocukluğumun yazlarını Hendek’te geçirdim, oranın insanının alametifarikasıdır samimiyet, biraz bile bulaştıysa ne mutlu bana. Bunun yanında, beni hayal kırıklığına uğratan yanım, bu kadar özgüvene rağmen aynı oranda panik yapıyor olmam. Çok çabuk üzülebilecek bir varlıkken, hiç öyle değilmişim gibi yapma tutarsızlığım var. Bu gibi tezat durumlar, pek sevmediğim özelliklerim. Belki mükemmeliyetçi yapımın, belki de yaş almanın getirdiği şeyler bunlar. Mesela şu sıralar 30 yaşıma dakikalar kalmış gibiyim. 27’ye kadar var olan enerji gidiyor, 28 bomboş ve yavan geçiyor, sonrasında temizlenerek yavaş yavaş 30’ları bekliyorsun.

YAŞLANMANIN HAKKINI VERMEK
YouTube’da dört bölümde epifizi anlatan bir çocuk var, çok güzel bir şey söylüyor: “Evren, aslında gözlemcinin kendiyle ilgili bir anına gecikmeli olarak tanık olmasıdır.” Bence muazzam bir tanımlama ve hayat felsefesi bu. Yaşamak herhalde en güzel böyle özetlenebilir. Ben de artık kadının yaş almasının muhteşem bir şey olduğuna inanıyorum. Erkekler bu anlamda çok şanslılar; düşünsene, bir partner olarak yaşlanmanın hakkını veren bir cins var karşılarında.

GENÇLERE TAVSİYE: 25’İ BEKLEYİN
Kimseyi ilgilendirdiği için değil ama beni takip eden genç insanlara ümit verici olması için söylüyorum bunu: Ben çok zor koşullar altında öğrenci oldum, mesleki anlamda ailesiyle ters düşen bir çocukluk geçirdim. Yetiştirilme ve karakter anlamında çok desteklendim. Hayatın bütün dağınıklıklarına rağmen her şey çalışmakla ilgili kendime ayırdığım zamanla alakalıydı. Dolayısıyla mizansen olarak dağınık bir çocukluk gibi durabilir ama ben çok mutluydum. Ailem benden yana çok keyifliydi çünkü hep onları güldüren bir kız çocukları vardı. 25 yaşıma kadar olan kısım için bir reçetem yok ama o yaş itibarıyla bir rüzgar esiyor ve geçmişe dair pek bir şey hatırlamıyorsun, daha geleceğe odaklı, yeni bir sen oluyorsun; bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

HANGİ YAKA?

1998’de İstanbul’a geldim. Avrupa yakasında her yerde yaşarım. Neden? Çünkü Anadolu yakasının her yerinde yaşadım…

KALDIRIN AYAKLARINIZI, PASPAS ZAMANI

Her gün üç kez paspas yaparım, evde kim olursa olsun “Kaldırın ayaklarınızı, ben bir paspas yapıcam” derim. Evime gelenler bu anlamda hiç mutlu olmazlar. Sanırım bu, Başak burcunun getirdiği bir özellik. Kot pantolon almaktan tut, araba almak istemeye kadar her anımı yazdığım, kendimi eleştirmekten hiç çekinmediğim bir günlüğüm ve başucumda duran, rüyalarımı yazdığım bir defterim vardır.

YENİ ÇIKACAK MİZAH DERGİSİNDE YAZIYORUM

Göksel Bekmezci, “Bir ay sende kalabilir miyim?” diye gidip onu kendi evinden kovduğum, 13 senelik en yakın arkadaşım ve şair. Göksel’le evde birbirimize devamlı olarak edebi notlar bıraktık ve o notlardan bir kitap yaptık. Hazırlığı bitti, yayınevleriyle görüşme aşamasındayız. Yeni çıkacak bir mizah dergisinde yazı yazmaya başlıyorum,
bu da beni çok eğlendiriyor mesela.

AŞKI AŞKLA YAŞAYIN

Âşık olduğumu hiç anlamam, sonradan anlarım. Dünyanın en güzel şeyi. İnsanlar bir kere âşık oldum deyip dünyaya kapanmasın bence, her şeyi olduğu gibi aşkı da aşkla yaşasınlar. İnsanlık ve kendim için bir dileğim varsa, o da herkesin aşkı yaşaması ama şöyle de bir şey var: Bence en mühimi, insanın kendini sevmesi. Düşünsene, çocukluktan bu yana, birinin bizi sevmesini bizim onu sevmemizden daha üstün tutuyoruz ve buna aşk diyoruz. Kendiyle vakit geçirmekten mutlu olan bir insan hayatına rahatlıkla birini alabilir ve o gittiği zaman da onu çok güzel uğurlayabilir.

MERHAMET, TEMİZLİK, GÜZEL KONUŞMA

Bir insanı en güzel gösteren şey merhametli olması ve mütevazılığıdır. Geçici dönemlerde edindiğimiz karakteristik özellikleri, güzelliğe ya da çirkinliğe katmıyorum bile. Bir insanın iç dünyasıyla ilgilenmekten kendimi alamıyorum, belki de mesleki deformasyondur ama ağız-burun benim için inan hiç önemli değil. Bir Başak burcu olarak benden şekilcilik beklenirken tam tersi bir karaktere sahibim. Merhametten iyice ayaklarımız yere basacak olursa şayet, en önemli şeyler arasında temizlik benim için ikinci sırada. Bir de Allah aşkına hangi dili konuşuyorsa konuşsun ama güzel konuşsun. Bir erkeğe en çok yakışan şey, düzgün Türkçe konuşması bence; pçtk, bcdg’ye dönünce benim nevrim dönüyor açıkçası.

HANGİ JAMES?

James Dean: Çok iyi oyuncu değil ama kesinlikle bir ikon. Hollywood’un asi ihtiyacını karşılamış bir insan kendisi ve dans etmeyen ilk yakışıklı jön. Natalie Wood’la aşklarına hayran kaldığımı söyleyebilirim; Natalie de az değilmiş ya, neyse… James Dean’i seviyoruz, yarın öbür gün oğlumuz saçlarını öyle tararsa kızmayız. LeBron James: Tanımıyorum ama denk gelirsek neden selam vermeyeyim… James Bond: Bond’la hiç alakam olmadı, filmlerini, mantığını hiç sevmedim, Bond kızı dediklerinde hiç heyecanlanmadım, Bond gelini de olmak istemem.