HOW CAN I HELP YOU SIR?

deniz-profil
Deniz Kurt

Tam bu kış evde oturup ne kadar avam Türk dizisi varsa seyredip annemin yaptığı dolmaları yiyeceğim, hiçbir güç beni bu koltuktan kaldıramaz derken kendimi Hindistan’a giden bir uçağın first class bölümünde şampanya yudumlarken buldum!

Ne iş yapıyorum, nasıl böyle geziyorum, bu ne rahatlık, bu ne lüks kardeşim, gezgin midir, zengin midir, ne ayak bu kız diye düşünenlere yeniden açıklayayım. Sadece zavallı bir aşçıyım. Hadi canım yok artık! Valla öyle. Bir aşçı parçasıyım! Daha doğrusu, dünyanın neresi olursa olsun milyarder statüsünde kişilerin ve ailelerinin özel olarak tuttukları bir Private Chef’im diyelim. Aynı zamanda Superyacht ya da Megayacht dediğimiz uzunluğu 50 metreyi aşan özel kullanımlı teknelerde Head Chef olarak çalıştığımdan, hizmet verdiğim insanlar aynı kategorideler.

Hindistan’a gitme nedenim de buydu. Hindistan’ın 9’uncu, dünyanın 200 küsuruncu zengini bir ailenin bir ay boyunca Avrupa mutfağı yemeklerinden sorumlu şefi olarak orada bulundum. Özel hakları ihlalden, ömrümün geri kalanını Hindistan hapishanelerinde köri soslu tavuk pişirerek geçirmek istemediğimden daha fazla detay vermesem iyi olacak.

Size Hindistan ile ilgili vereceğim detaylar başka. Eğer Hindistan’a hiç gitmediyseniz, hava alanından çıkıp da sokakları, caddeleri göreceğiniz anda yaşayacaklarınız için tek bir kelime var: ŞOK!

Gerçekten gördüğünüz manzaralar karşısında şoka uğruyorsunuz.

Turistik broşürlerde ya da internetteki gezi sitelerinde Hindistan ile ilgili size tanıtılan şey, Saree denilen rengarenk geleneksel giysileri icinde kadınlar ve erkekler, Bollywood filmlerinin meşhur dansları ve tabii ki Ganj nehri ile Dünyanın 7. Harikası Tac Mahal’dir. Hepsi doğru, hepsi güzel. Gerçekten o rengarenk giysiler sadece turistik broşürler icin giyilmemiş. Gercekten sokakta, her yerde, her sosyal statüden insanın günlük kıyafet olarak da tercih ettigi bir enteresan stil o.

Ancak bunların çok ötesinde, insanın gözüne kabak gibi çarpan tek realite: fakirlik, kirlilik ve kalabalık! Ben hayatımda bunca alenen ortalıkta yaşanan ve tüm ülkeyi sarmış bir fakirlik ve kirliliği dünyanın hiç bir yerinde görmedim. Fakir mahallesi dize kadar çöp yığını içinde, zengin mahallesinde ise zenginin evine girmek için kaldırımda yatan fakirin üzerine basmadan atlayıp geçmenin yolunu arıyorsun!

Zengin de zengin ama! Jaguar’lar, Bentley’ler, yol kenarlarında zayıflıktan kemik olarak yatan insanların yanından salına salına geçiyorlar. Klimalı, deri koltuklu, siyah camlı hayatların ardından izlenen nemli, pis ve zavallı hayat!

İşin trajikomik yanı, bizler realiteyi böyle tanımlarken o sokakta yatan adama sorduğunda, kafasını kaldırıp ne olmuş ki diyor! Durumun farkında değil! Evsiz misin desen, yoo deyip kaldırıma serdiği döşeği, yanındaki eski tabureyi, kenardaki buhurdanlığı falan gösterip “yıllardır burda yaşıyorum, şu köşedeki elektrik direğinin altında da amcamgiller oturuyor” diyebilir. Bir rezidans reklam sloganı gibi olacak ama, “Fakirlik bir sosyal problem değil, bir yaşam biçimi!”. Özetle her yer bir Oscar’lık Slumdog Millionaire filmi.

PEKİ ZENGİN HAYATLARDA NELER OLUYOR?
Tac Mahal’den hallice evlerde şık partiler, evin önünde yerde yatan açları günlerce doyuracak kadar yemek israfı ve sokaklar pek yaşanmayacak rezillikte olduğu için 5 yıldızlı otel lobileri ve restoran masalarında bitirilen milyonluk işler! Tabii Avrupa mutfağından tatlar eşliğinde.

Peki hiç mi orta kesim yok? Hani Hindistan’da da TV reklamlarında gösterilen, evini IKEA ile döşeyen, Zara’nın Mango’nun indirim zamanını kovalayan genç kızlar, alışveriş merkezlerinin food court’larında ya da lokal barlarda “takılan” normal çalışan kesim? Valla Mumbai’de ve Pune’da bir ay kalıp sokaklardaki o tuhaf sefaletten ve deli trafikten canımı zor kurtarıp da kendimi attığım alışveriş merkezlerinde biraz modern, genç ve normal Hintli gördüm ama ülkenin çılgın nüfus oranına kıyasla onlar ancak samanlıkta iğne olurlardı… Peki nerde bu insanlar?

Büyük ihtimalle dünyanın öbür ucundaki bir büyük firmanın call center’ında bütün gün telefon başında olduklarından, Starbucks’a gidip kahve içmeye vakit bulamıyorlardır ki onlara rastlayabileyim! Kim bilir, belki de şu an onlardan biri sizin telefonunuzun ucundadır.

How can I help you sir?