Olayın geçtiği mekan, makine ve kişilerin hayal ürünü olmadığı yetmezmiş gibi, üstüne üstlük tamamen yerli olduğunu plakada 34’ü görünce idrak ediverdik. Bunker Custom Motorcyles, kişiselleştirilmiş motorlarıyla yepyeni yollar açıyor.

Fem Güçlütürk imza (renkli)

Bireysel tarihimde motor şöyle yer aldı: Yamaha 535 Chopper’dan F650’ye hızlı geçiş yapıp, çarşı pazara Vespa’yı terlik gibi kullanıp, dünyayı gezip, motocross’u deneyip, bu saatten sonra kemikler kolay kaynamaz bahanesiyle Vespa’yla yetinmeye karar vermişken, karşıma birtakım fotoğraf ve videolar çıktı. O da nesi! Fiyakalı Cafe Racer’ın ta kendisi! İki sahne arası 34 plakayı görünce de Google imdada yetişti tabii.

Ne ola ki bu Cafe Racer meselesi diye bakarken öğrendim ki, 1960’lı yıllarda, başta İngiltere olmak üzere tüm Avrupa’ya yayılmış bir akımmış. Savaş yaraları sarılırken, taze yapılan asfaltlarda, dönem gençlerinin kimi zaman onluk para birimlerine kimi zaman da birasına bahse girdiği yarışlarmış. Aynı zamanda motosiklet jargonunda hem bir tarzı hem de tarzın sürücüsünü temsil eden nadir terimlerden biriymiş. Sürücülerin bir kafeden diğerine en hızlı şekilde gitmek üzerine bahse girdiği bu yarışlarda, standart motosiklete hafifletici ve aerodinamik yapısını iyileştirici modifikasyonlar uygulanırken, sürüşte herhangi bir sebeple ayakları yere koymak bahsi kaybetmek demekmiş.

Böyle bir iddiam yok tabii. Bizde iki kafe arası hep trafik var zaten. Bkz: Bebek-Arnavutköy!

Bir gidip tanışalım bakalım diye yollara düştük, tanıştık, anlaştık, hatta pek anlaştık. Değişime uğrayarak bizim Cafe Racer’ımız olsun diye arzuladığımız vintage bir motoru da onların yönlendirme ve kaynaklarıyla edindik. Şimdi tasarımları sürüyor, arkadaşlar kafamızdakileri kendi bilgi ve tecrübeleriyle harmanlayarak bize yeni bir motor yaratıyorlar. “Vintage” BMW R65’in neredeyse iskeleti kalıyor, gerisi zevkle Cafe Racer’a devşiriliyor.


Kim bu Bunker Custom Motorycles?
Peki kim bu arkadaşlar? Gusto sahibi motosikletler yapan ve olaya bir iş gibi değil, “makine ve insan” arasındaki bir ilişki olarak bakan bir ekip, Can ve Mert Uzer’in yarattığı Bunker. Seyrantepe’de açtıkları, olayın ruhunu taşıyan garajlarında harıl harıl model çiziyor, tasarlıyor ve motorlara can veriyorlar. Yepyeni, 0 km motorunu götürüp değiştirten bile var. Motor hastalığı böyle bir şey işte.

Kendileri de kendilerini şöyle anlatıyor:
Vintage motosiklet tutkunu kardeşleriz. Bu tutkuyu gerçeğe dönüştürmek için ilk adımı 2009’da 1961 model bir Triumph’ı Bobber’a dönüştürerek attık. Yeni dönem motosikletlerde aradığımızı bulamıyor, bu nedenle 1950’yle 1990 yılları arasında üretilmiş motorlarla ilgileniyoruz. Ama bu yaşlı kızları klasik, fabrikadan çıktığı hale döndürmek değil bizim derdimiz. Vintage bir motosikletin üzerine ekleyip çıkarabileceklerimizle, ne kadar özelleştirebileceğimizle ilgileniyoruz daha ziyade. Atölyeye giren her yeni vintage motor, tasarım potansiyeliyle bizi heyecanlandırıyor. Her yeni motor beraberinde keşif sürecini getiriyor, aradığımız tam da bu galiba. Bu süreçte esas ilham kaynaklarımız da döneminin Cafe Racer ve Bobber kültürü.

Eski motorlarda, yenilerde bulamadığınız ne var?
Neden eski motorlar sorusuna birkaç farklı cevabımız olur. Birincisi, yeni dönem motorlarının kapalı kutu olması. Kompleks elektronik devreler, ileri teknoloji bileşenler bizce kullandığınız makineyi sizden uzaklaştırıyor, tanımanıza engel oluyor. Örneğin bir arıza durumunda servise gitmekten başka çareniz kalmıyor. Yaşadığımız dönemde de istenen bu galiba. Bu durum motorla kurduğunuz ilişkiyi zayıflatıyor. Ancak eski motorların teknolojileri temel prensiplere, herkesin algılayabileceği, öğrenebileceği başlıca kurallara dayanıyor. Dolayısıyla eski bir motoru tanımaya yeterli zamanı harcarsanız, müdahale edemeyeceğiniz hiçbir şeyi kalmıyor. İkinci neden: Galiba dönemin tüketim alışkanlıkları bize uymuyor. “Custom” ettiğiniz motosiklete emeğiniz ve harcadığınız kafa zamanıyla tamamen benzersiz bir görüntü yakalayabiliyorsunuz. Böylece tek tip zevk ya da zevksizlikten de kurtuluyor insan. Sahibinin estetik ve ergonomik ihtiyaçlarına özel bir araç haline geliyor. Sadece “o” motor için tasarlanmış ve elle ürettiğimiz bir benzin deposu, çamurluk ya da esas formun ve çizgilerin istenen görünüme göre tekrar şekillendirilmesi… Her adım motoru daha da özelleştiriyor. Motosiklete yeni bir form ve postür vermekse işin en zevkli kısmı.

Bunker’ı götürdüğünüz yere dair ne gibi hedefler var?
İleriye dönük planlarımız arasında, aynı tasarım anlayışına sahip olduğumuz insanların arayıp bulamadığı, estetik anlamda ihtiyaçlarımızı karşılayacak ürünler yaratmak önemli yere sahip. Stop, sinyal, benzin deposu, çamurluk, sele, deri heybe, eldiven gibi, motorcunun keşif yapmak ve motorunu özelleştirebilmek için ihtiyaç duyduğu tüm aksesuarları üretmek istiyoruz.

Facebook: Bunker Customs Motorcycles

Web: bunkercustomcycles.tumblr.com


Daha yakından…

Can Uzer (30)

18 yaşımdan beri kaykay kayıyorum, Türkiye VANS takımındayım. 2004’te üniversitenin 2’nci sınıfındayken, kaykay parçaları ithalatıyla kendi şirketimi kurdum. Bir yandan da 3D animasyon ve video post dizayn eğitimleri alıp freelance kameramanlık ve kurgu işleri yaptım. İş, bir prodüksiyon şirketi açmaya kadar gitti. Şu anda görüntü ve kurgu yönetmenliği yapıyorum.

Mert Uzer (28)

Yıldız Teknik İletişim Tasarım mezunuyum. Ayrılıp tam zamanlı bir motosiklet insanı olmadan önce, beş yıl çalıştığım 41? 29!’da senior sanat yönetmeniydim. Orada çıkardığım işler ve bana sunduğu fırsatlar konusunda çok mutluyum ama çalıştığım sektör hakkında ciddi sıkıntılarım vardı. Ayrılıp tasarım zehrimi motorlara akıtmaya karar verdim. Bandit Productions üzerinden hâlâ reklam dünyasıyla ilişkim devam ediyor. Dijital projeler için yönetmenlik ve art direktörlük yapıyorum.